Category: Falan Filan


Peygamber Vitesi

February 3rd, 2010 — 5:27pm

Tam olarak nereye gidiyorum acaba?

Peygamber vitesi bir sürücü argosu. Arabayla yokuş aşağı giderken, vitesi boşa alıp benzinden tasarruf etmek demek. Eski arabalarda varmış tabi böyle birşey, şimdilerde vitesi boşa almamak lazımmış aksine. Neyse işte, ben severim bu tabiri, hayatı akışına bırakmak gibi birşey… Zaten bu sanırım bildiğim tek sürücü argosu, onu da burada böyle tek seferde harcayıverdim. Harcamasam iyiydi ama harcadım gitti.

Geçen zaman içinde bir kaç kez blog yazayım dedim ama ah işte şu peygamber vitesi ruh hali yok mu. Bir anda yazacağım herşeyin geçiciliğini düşünüp üşeniyorum. Şimdi durduk yerde edebiyat parçalamayayım diyorum. Hiç olmadı hızlıca bir kişisel özet geçeyim. Geçen süre içinde heyecan verici, güzel bir gelişme oldu, işim konusunda. Continue reading »

5 comments » | Falan Filan, Günün Şarkısı

Enjoy The Ride

December 29th, 2009 — 10:17am
Kesin bu yolda geyik var...

Kesin bu yolda geyik var...

Bozuk saatler gibi olsak,
Bütün gün doğru saati göstereceğiz diye yorulacağımıza
Günde iki kere doğru saat bizden geçiverse

Continue reading »

2 comments » | Falan Filan, Günün Şarkısı

Kaçın! Tavşan Delirdi!

December 26th, 2009 — 2:53am
Pasifik güzel ama Atlantik'in kafası iyi...

Pasifik güzel ama Atlantik'in kafası iyi...

Şu aralar bir devlet projesi için çalışıyorum. Tahmin ettiğiniz üzere çok gizli ve tehlikeli bir görev. İşin içinde Amerikan başkanı dahil herkes var. Siz bilmiyorsunuz ama tüm üst düzey ülke görevlileri, bıyıkları az ya da çok olsun, bu görevde umutlarını bana bağlamış durumda. Böyle olunca da blogdur filan çok zamanım olmadı. Yalnız bu blog da öyle bir illet ki, kendi kendine iş bağlıyor insan. Yazmadıkça kendini suçluyorsun, ama yazmadıkça yazasın da kaçıyor. Bir derde düştüm sen kurtar Rabbim (Farkettiğiniz üzere bu son cümleyi üstünüze alınmıyorsunuz). Continue reading »

Comment » | Falan Filan

Kopuk Prenses ve 7 Göller

September 28th, 2009 — 5:02pm
Kopuk Prenses ve 7 Göller

Kopuk Prenses ve 7 Göller

İşin aslı başlığın içerikle hiç alakası yok. Yani içerik de başlık da birbirinden kopuk, dolayısıyla aslında başlık içerikle de gayet alakalı.

Mayıs ayında Jalin’le gittiğimiz Yedigöller gezisinden yukarıdaki resim. Profesyonel fotoğrafçı değilim, o yüzden idare ediverin. Hoş Yedigöller’de ne tarafa baksanız harika bir manzara ile karşılaştığınız için, fotoğraf makinanız kazara düşerken bile güzel resim yakalayabiliyorsunuz. Continue reading »

4 comments » | Falan Filan, Günün Şarkısı

Cake? Or Death?

September 7th, 2009 — 1:06pm
I wanna live 'til I die, No more, No less.

I wanna live 'til I die, No more, No less.

İkidir yazdığım blog’ların başlığı İngilizce oluyor; ama İngilizce başlık yapmamayım diye de şimdi yazmak istediklerimin asıl vurucu cümlesini yok saymak olmazdı. Bu ünlü en azından biraz ünlü deyiş İngiliz komedyen ve oyuncu Eddie Izzard‘a ait.

Eddie Izzard Yemen’de doğup ardından İrlanda’ya göç etmiş bir ailenin çocuğuymuş (bu blogu yazarken okudum şimdi), sonrasında da İngiltere’nin çeşitli yerlerine gidip durmuşlar. Küçük yaşta annesini kaybetmiş. Babası gibi muhasebeci olmak için okurken okuldan şutlanmış ve böylece Eddie kendini tamamen tutkusu olan stand-up’a vermiş. Continue reading »

Comment » | Falan Filan

Sonradan Gurme

September 3rd, 2009 — 5:22pm
Oh la la la, trüf mantarı!

Oh la la la, trüf mantarı!

Gurmelikle pek değil, hiç alakam yok. Hatta bu konuda problemli biri sayılabilirim. Çocukluğum Zonguldak Ereğli‘de geçti, yani deniz kasabasında büyüdüm. Buna rağmen deniz ürünlerini sevmem, yemem; yediğim tek deniz ürünü ton balığı konservesi. Sebzelere de büyüdükçe alışmamla beraber, kerevizi ve pırasayı sadece savaş durumunda, o da düşmanın kafasına vurmak için kullanırım.

Tabiki mutlu değilim böyle olmasından. İsterdimki ben de balıkları ayırd edebileyim, bir balığı diğerine tercih edeyim. Hatta “Oh monşer bu 28 bacaklı aldante pişmiş beyaz şarap soslu deniz yaratığı da ne harikaymış, michelin yıldızlı şef ne de güzel füzyon yapmış” diye cümleler kurayım. Continue reading »

Comment » | Falan Filan

Bünye İçin En İyisi

August 20th, 2009 — 5:22pm
Şimdi Kaş'ta Olmak Vardı

Şimdi Kaş'ta Olmak Vardı

Geçen hafta tatildeydik ve bu saatlerde Jalin’le beraber Kaş sularında yüzüyor, güneşleniyor ve bir İskandinav ata sporu olan oteldeki çiftler hakkında espri yapmaca oynuyorduk.

Kaş bizim ilk gözağrımız; her sene de mümkün olduğunca gözümüzü ağrıtmasına çalışıyoruz. Biraz da ulaşımının zorluğundan dolayı bir sakinliği var Kaş’ın; sadece gerçekten seven kişiler çekiyor o kadar yolu. Sakinlik ve güzellik esnafında bile belli oluyor, her girdiğiniz dükkanda samimiyetle karşılaşıyorsunuz. Bu arada bu yazının başlığı da tatilde okuduğum kitaptan afırtı (çalıntı), John O’Farrel‘ın Erkek İçin En İyisi adlı kitabı… Zaten kendisi de başlığı Gilette‘in The Best A Man Can Get sloganından çalmış. Kısacası John ve Ben arlanmaz, uslanmaz iki ahlaksız insanız.

Çok uzatmadan, işte tatil notları: Continue reading »

Comment » | Falan Filan

Chewbacca Reklam Ajansı

August 8th, 2009 — 1:27pm
Leiacım, biz beraber gidelim, Han solo gelsin.. Ehehe.. Sbakr..

Leiacım, biz beraber gidelim, Han solo gelsin.. Ehehe.. Sbakr..

Bugünlerde yeni bir reklam akımı var. Kısaca SBAKR olarak adlandırılan bu olguya kendi aramızda Sinir Bozarak Akılda Kalan Reklam diyoruz. Örneğin, Turkcell’in Merak Ne Güzel Şey reklamları… Aslında bu Turkcell’in ilk cümleyi devir, yeniden söyle, birleştir, ahanda slogan çalışması değil. Daha önce de Turkcell’le bağlan hayata, Hayata bağlan Turkcell’le, Cellturk’le haylan bayata girişimi olmuştu hatırlarsanız. Ben kendi adıma Turkcell’de bu şekil bir konuşma tarzı geliştirildiğini düşünüyorum: Continue reading »

Comment » | Falan Filan

Zenstation is Back in Bizness Baby!

August 7th, 2009 — 11:12am
Şimdi resmin kaldı birtek elimde... (Saadettin Kanyak)

Şimdi resmin kaldı birtek elimde... (Saadettin Kanyak)

Uzun zaman elimi ayağımı çekmiştim Zen’den. Sonra da herşeyi güncellemek zor geldi. Ben de en iyisi baştan yapayım dedim. Zaten normalde de böyle davranıyorum; ne bileyim yazdığım, çizdiğim şeyi beğenmezsem cart diye siliveriyorum.

Yine de bir öncekine o kadar emek harcadığım ve özenerek yaptığım için gidişine üzülmedim değil. Şimdi resimleri kaldı bana yadigar. Yazdığım yazıları kurtarabilirdim ama ona da üşendim.

Aman ya, ne uğraşcam…

Comment » | Falan Filan

Back to top