Mac’imi alalalı sanırım 3 ay kadar oldu. Benimki aliminyum kasalı, unibody denilen 13.3″ lik modelinden. İşim ve hobilerim nedeniyle sürekli bilgisayar başında yaşayan biri olduğum için şu ana kadar yaptığım en akıllıca işlerden bir oldu Mac almak. İlk başta bazı endişeler taşıyordum, acaba işim için gerekli uygulamaları Mac için de bulabilir miydim? Ya da yaptığım işlerde, müşteriye gittiğimde oradaki Windows, Unix vs ortamına entegre olup, rahat çalışabilir miydim? Biraz araştırma ve gözü karalıkla bu endişeleri boş verip bir tane Mac kapıp geldim kendime. Sonra da hemen alışıverdim, her işimi görebileceğim uygulamaları arayıp buldum. Bu yazıda da amacım zaten bu uygulamaları listelemek; belki sizler için de uygulamalar olabilir bunların arasında. Continue reading »
Yazın bitmesine sadece bir hafta kaldı. Bitsin varsın, güzel bir yaz oldu benim için. Hele geçen yazı kamuflaj desenleri içinde, cepheden cepheye koşarak; kah helikopterden helikoptere havada atlarken, kah atılan el bombalarını düşmeden yakalayıp düşmana geri fırlatırken geçirdiğim düşünülürse…
Herneyse, ben de hem yazın bitişine az kalması, hem de günlerden Pazar olması sebebiyle güne uygun bir şarkı seçtim: Bat For Lashes – Daniel.
Bu arada single’ın kapağını görmeden önce şarkıdaki Daniel’ın Karate Kid‘deki (Karate Kerata) deli oğlanla alakası olabileceğini düşünmemiştim, bizim Cilala Parlat Daniel‘la yani…
Geçen hafta tatildeydik ve bu saatlerde Jalin’le beraber Kaş sularında yüzüyor, güneşleniyor ve bir İskandinav ata sporu olan oteldeki çiftler hakkında espri yapmaca oynuyorduk.
Kaş bizim ilk gözağrımız; her sene de mümkün olduğunca gözümüzü ağrıtmasına çalışıyoruz. Biraz da ulaşımının zorluğundan dolayı bir sakinliği var Kaş’ın; sadece gerçekten seven kişiler çekiyor o kadar yolu. Sakinlik ve güzellik esnafında bile belli oluyor, her girdiğiniz dükkanda samimiyetle karşılaşıyorsunuz. Bu arada bu yazının başlığı da tatilde okuduğum kitaptan afırtı (çalıntı), John O’Farrel‘ın Erkek İçin En İyisi adlı kitabı… Zaten kendisi de başlığı Gilette‘in The Best A Man Can Get sloganından çalmış. Kısacası John ve Ben arlanmaz, uslanmaz iki ahlaksız insanız.
Yok yok, marihuana’yı savunuyor değilim. Bir şarkı paylaşacağım o kadar.
Vakti zamanında yamaç paraşütü ile uğraşıyordum. O zaman paraşütçülerden oluşan bir grubum vardı. Hepsi okumuş etmiş, sıyırıp kendini doğaya vermiş tiplerdi. Daha da güzeli ben 30′uma yaklaşmama rağmen aralarında en küçük olduğumdan çocuk gibi hissediyordum (Şimdi 34′üm, ne var?). İşte ne zaman bu arkadaşlarımızla bir organizasyon yapsak bu ve benzeri şarkılar çalarlar, beni de bayarlardı. Ben o zamanlar clubber’ım filan yani… Continue reading »
Benim gibi apolitikliğin sınırlarında gezen biri için, Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal’ın farkları arasında yorum yapmak abesle iştigal aslında. Zaten ben de Recep, Tayyip ve Erdoğan kelimelerini bir arada yazdığım şu andan itibaren kendime yabancılaştım; adeta kendimden soğudum. Neyseki gidip siyasi görüşleri, tarihçeleri bilmem ne hakkında yorum yapmayacağım. Sadece, hazır memleket külliyen Yemekteyiz olmuşken ben de kendi damak tadımı ortaya koyayım dedim, o kadar. Zaten söyleyeceğim şeyler de geçen televizyon seyrederken aklıma gelen iki tane bonbon şekerinden ibaret. Continue reading »
Leiacım, biz beraber gidelim, Han solo gelsin.. Ehehe.. Sbakr..
Bugünlerde yeni bir reklam akımı var. Kısaca SBAKR olarak adlandırılan bu olguya kendi aramızda Sinir Bozarak Akılda Kalan Reklam diyoruz. Örneğin, Turkcell’in Merak Ne Güzel Şey reklamları… Aslında bu Turkcell’in ilk cümleyi devir, yeniden söyle, birleştir, ahanda slogan çalışması değil. Daha önce de Turkcell’le bağlan hayata, Hayata bağlan Turkcell’le, Cellturk’le haylan bayata girişimi olmuştu hatırlarsanız. Ben kendi adıma Turkcell’de bu şekil bir konuşma tarzı geliştirildiğini düşünüyorum: Continue reading »
Şimdi resmin kaldı birtek elimde... (Saadettin Kanyak)
Uzun zaman elimi ayağımı çekmiştim Zen’den. Sonra da herşeyi güncellemek zor geldi. Ben de en iyisi baştan yapayım dedim. Zaten normalde de böyle davranıyorum; ne bileyim yazdığım, çizdiğim şeyi beğenmezsem cart diye siliveriyorum.
Yine de bir öncekine o kadar emek harcadığım ve özenerek yaptığım için gidişine üzülmedim değil. Şimdi resimleri kaldı bana yadigar. Yazdığım yazıları kurtarabilirdim ama ona da üşendim.