Hem The Chemical Brothers‘ın yeni şarkısı Swoon‘u paylaşayım hem de sizleri ailemizin en yeni üyesi Zoi kızımızla tanıştırayım dedim. Kızımız pek sakin mizaçlı ama bir o kadar da oyuncu. Aşırı derecede atletik ve gözü kara. Bir de sanırız önceki hayatında av köpeğiymiş. Acayip de bir koklama dürtüsü var, herşeyi önce bir kokluyor. Herkesin kendi kedisinin hareketleri ve huyları kendine şirin gözüküyor, biliyorum. Ben de bizim kızın sürekli söylenmesini seviyorum. Mıkır mukur birşeyler diyip duruyor sürekli. Bir de pusu kurması var. Ben odadan çıkarken bacağıma pati atıp kaçıyor haspam.
Zoi ya da Zoey ya da Zoiş
The Chemical Brothers‘ın Swoon‘unu da aşağıdan dinleyip indirebilirsiniz. Ben beğendim. Galvanize, Do It Again, Hey Girl Hey Boy kadar çarpıcı olmasa da beğendim ben.
Daha önceki iş bloğum soa-tr‘yi bir süreliğine askıya aldım. soa-tr o zaman üzerinde çalıştığım teknolojilerle alakalı bir blogdu. Şimdi onun yanına yaptığım işle alakalı, İngilizce içeriği olan bir site daha ekledim: salestechie.me
Trust me, I know what I'm selling
Adından da anlaşılabileceği gibi, salestechie.me teknik satış içerikli bir blog. Az çok kendimce teknik satış, teknik pazarlama ipuçları verdiğim ve gittiğim yerlerle ilgili bir kaç satır yazdığım bir yer. Pazarlama demişken aman sürekli “sosyal medya, yeni mecra, gak guk” diyen tiplerden biri olduğum anlaşılmasın. Daha çok nasıl sunum yapılmalı, içerik nasıl tasarlanmalı ve ürünün hikayesi nasıl anlatılmalı gibi şeyler işte.
Neden .me uzantısı derseniz de, .com uzantısı dolu olduğu için ve .net ya da .org gibi bir uzantı istemediğim için. Aslında .ie uzantısı için de uğraştım, hani ismi salestech.ie gibi sevimli birşey olsun diye. .ie İrlanda’nın uzantısı ve bu uzantı için İrlanda’da ticari bir girişiminizin olması gerekiyormuş. Guiness sevmek yeterli değilmiş :)
Bu kısa ama yeterince uzun bir blog olacak. Bir süredir hayatımız çoşkun ve yorucu geçiyor. En çok yorulan da Jalin oldu işin aslında, o olmasaydı bu günleri yaşayamazdık. Kısacası çok yakında Barcelona’ya gidiyoruz, hem de çok güzel bir sebeple :) Jalin’le evleniyoruz. Pastamız, gelinliğimiz, damatlığımız, teknemiz, TEGV‘e yaptırdığımız davetiyemiz, nikah şekerimiz filan herşey hazır. Bir de ilk dans stresini aşabilirsek herşey süper olacak :)
Peygamber vitesi bir sürücü argosu. Arabayla yoku? a?a?? giderken, vitesi bo?a al?p benzinden tasarruf etmek demek. Eski arabalarda varm?? tabi böyle bir?ey, ?imdilerde vitesi bo?a almamak laz?mm?? aksine. Neyse i?te, ben severim bu tabiri, hayat? ak???na b?rakmak gibi bir?ey… Zaten bu san?r?m bildi?im tek sürücü argosu, onu da burada böyle tek seferde harcay?verdim. Harcamasam iyiydi ama harcad?m gitti.
Geçen zaman içinde bir kaç kez blog yazay?m dedim ama ah i?te ?u peygamber vitesi ruh hali yok mu. Bir anda yazaca??m her?eyin geçicili?ini dü?ünüp ü?eniyorum. ?imdi durduk yerde edebiyat parçalamayay?m diyorum. Hiç olmad? h?zl?ca bir ki?isel özet geçeyim. Geçen süre içinde heyecan verici, güzel bir geli?me oldu, i?im konusunda. Continue reading »
Şu aralar bir devlet projesi için çalışıyorum. Tahmin ettiğiniz üzere çok gizli ve tehlikeli bir görev. İşin içinde Amerikan başkanı dahil herkes var. Siz bilmiyorsunuz ama tüm üst düzey ülke görevlileri, bıyıkları az ya da çok olsun, bu görevde umutlarını bana bağlamış durumda. Böyle olunca da blogdur filan çok zamanım olmadı. Yalnız bu blog da öyle bir illet ki, kendi kendine iş bağlıyor insan. Yazmadıkça kendini suçluyorsun, ama yazmadıkça yazasın da kaçıyor. Bir derde düştüm sen kurtar Rabbim (Farkettiğiniz üzere bu son cümleyi üstünüze alınmıyorsunuz). Continue reading »
İşin aslı başlığın içerikle hiç alakası yok. Yani içerik de başlık da birbirinden kopuk, dolayısıyla aslında başlık içerikle de gayet alakalı.
Mayıs ayında Jalin’le gittiğimiz Yedigöller gezisinden yukarıdaki resim. Profesyonel fotoğrafçı değilim, o yüzden idare ediverin. Hoş Yedigöller’de ne tarafa baksanız harika bir manzara ile karşılaştığınız için, fotoğraf makinanız kazara düşerken bile güzel resim yakalayabiliyorsunuz. Continue reading »
Belki farkında değilsiniz ama çok komik bir ülkede yaşıyoruz. Bu çok komiklik aslında bildiğin traji komiklik. Hatta tevellütü daha gerilerde olacaklar için şöyle de açıklamakta mahsur yok: Gülüyoruz ağlanacak halimize
Başlıktaki gibi sansür, yasaklama denince üstüne yazılması, düşünülmesi gereken çok şey var. Ben şimdilik bir çok yasaklamaya göre daha naif ama gidişatın tehlikesini göstermesi açısından önemli bir ahir zaman sansüründen bahsetmek istiyorum. Yakın zamanda iki site daha engellendi; Last.FM ve MySpace. İki site hakkında da çok fazla konuşmaya gerek yok heralde. Sitelere erişimi engelleten kurum, telif haklarından şikayetçi MÜYAP; detaylarını burada okuyabilirsiniz. Continue reading »
Tüm gece uyumadan çalıştım, Jalin’i sağ salim işine gönderdim, şimdi de biraz kestirmeyi düşünüyordum ama favori sitelerimden Dödselectro‘ya son bir bakmadan edemedim. Burası güzel elektronik müzik mp3′lerine ulaşabileceğiniz sitelerden biri. Herneyse, siteye uğramamla beraber uyuma hayallerimi biraz daha ertelemek zorunda kaldım. Çünkü Gus Gus’ın yeni albümü 24/7‘nin ilk single’ı, bana göre muhteşem bir sonbahar şarkısı olabilecek Add This Song görücüye çıkmış. Umarım sizler de severseniz, taze taze. Bu arada ben de bunun mp3′ünü hypem.com’da buldum, artık gönül rahatlığıyla uyuyabllzzzzz….
Zenstation’dan, şu güzel sonbahar gününde, daralanlara, sıkılanlara, bunalanlara, kendini anlatamayanlara, anlatmaya çalışırken komik olanlara, ne çalışmaya ne yaşamaya vakit bulamayanlara, hayal kırıklıklarının kolleksiyonunu yapanlara, sinir uçları sıyrılmış da herşeyden acı duyanlara, acıyla güçsüzleşip de darbe alanlara, anlaşılmayanlara, doluya koysa olmayan, boşa koysa dolmayanlara, benim ne skim işim var bu hayatta diyenlere, kendini sevemeyenlere, kendini üzenlere, hiçbirşeye yetişemeyenlere, hayatın ucunda bir fener olmadığını anlayanlara, cennete gitmek isteyip de cehenneme yakın duranlara, cennete gitmek isteyip de ölümden korkanlara, yüzmekten biten ama bırakmayı kendine yediremeyenlere, istediğinden çok olması gerekeni yaşamak zorunda olanlara, kendini artık kandıramayanlara, kafamı dinleyeyim deyip de kendine dayanamayanlara, düşünmek istemeyenlere, düşünüp düşünüp bir yere gelemeyenlere, haksızlığa uğradığını düşünenlere, haksızlığı kimseye şikayet edemeyeceğini bilenlere, şöyle içimi çıkarıp ortaya koysam dünya yanar diyenlere, gözlerinde artık ışık göremeyenlere, yorulanlara, canını sıkanlara laf söyleyemeyenlere, komik insanların oyuncağı olanlara, aklına güzel birşey gelmeyenlere, bitse de gitsek diyenlere, üzgünlere, direnenlere, ne bok var da direniyorum diyenlere, vazgeçenlere, vazgeçmenin de geçmemek kadar anlamsız olduğunu bilenlere, bildiği herşeyin anlamsız olduğunu anlayanlara… büyük armağan!
Theres a space kept in hell with your name on the seat
With a spike in the chair just to make it complete
When you look at yourself do you see what I see?
If you do why the fuck are you looking at me?